EDEBİYAT DEFTERİ ve Oyhan Hasan Bıldırki'den Sevgilerle
 
Edebiyat Defteri
Dolaştıkça Dolaş Haydi  
  Ana Sayfa
  Şiir Yağmuru
  Gökten Üç Elma Düştü
  Sopa Gülü
  Gülebilmenin Bedeli
  Eserlerimden Biri
  Hayat Hikayem
  Oyhan ve Anketleri
  Edebiyat Siteleri
  Ziyaretçi Defteri
  Haberler
  Foto Galeri
  Edebiyat Postası
  Nerden Nereye
  İletişim
  Edebiyat Defteri Abone Ol
  Ara Bul Bak
  Vidyo Resimler
  Sunular
  Müzik Dinle
  Doğum Gününüz
  Bize Gelenler
  Kendi Siteni Ekle
  Son Şiirlerim
  Kitaplar
  Kırk Küçük İnci
  Atatürk Köşesi
"Bu sitede yer alan tüm yazıların her türlü telif ve tasarruf hakkı Oyhan Hasan Bıldırki yahut yasal temsilcilerine aittir."
Gökten Üç Elma Düştü

SÖYLEMEZ SULTAN

Yaşar Çağbayır ve Oyhan Hasan Bıldırki

       Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, memleketin birinde, bir padişahın, bir oğlu varmış. Gününü gün eder, hiç bir iş tutmazmış. Sarayın önünden gelip geçenlerle, körpedir, yaşlıdır demez, önüne gelenle alay edermiş. Şehzade olduğu için mi ne hiç kimse, ona bir şey diyemezmiş.
       Günlerden bir gün, bu şehzade, pencereden dışarıya bakıyormuş. Bu sırada yaşlıca bir kadın, elinde güğümü, sarayın önündeki çeşmeye, su doldurmak için gelmiş. Musluğa, testisini dayamış. Tam bu sırada, aklı havada, gönlü eğlencede olan Şehzade, attığı bir taşla, yaşlı kadıncağızın testisini kırmaz mı?
       Yaşlı kadın küplere binmiş. Binmiş ya, öfkesini kusacak birini ararken, bir de bakmış, penceredeki şehzadeyi görmüş. İçini çekmiş, söylemiş;
       - Dilerim Allah’tan, Söylemez Sultan’a aşık olur da, derdine yanıp tutuşursun!
       Demiş, demesine ya, durmamış, oradan ayrılıp gitmiş.
       Zaman, su gibi akmış. Günler gelip geçmiş.
       Geçmiş ya?
       Şehzade’nin de içi yanmaya, gönlü tutuşmaya başlamış. Derken de, Söylemez Sultan’a aşık olmuş. Yemeden ve içmeden kesilmiş. Bir deri, bir kemik kalmış. Yüreğindeki bu sırla yanmış, kavrulmuş. Padişah baba, biricik oğlunun, gözünün bebeğinin gün geçtikçe zayıfladığını görmüş. Sorup soruşturmuş ama, ne akranlarından[1], ne yâranlarından, ne de başkalarından bir karşılık da alamamış. Baba yüreğidir bu, taş değil ya, yufka gibi olmuş, dayanamamış. Bir gün, oğlunu karşısına alıp sormuş:
       - Gözümün bebeği, gönlümün umudu, biricik şehzadem! Senin bir derdin var. Bunu, her halinden anlıyorum. Etten, kemiğe dönmektesin. Başkalarını bilemem ama, derdinin çaresini, bilirse bir baban bilir. Derdini saklama! Söyle bana!
       Der demez, padişahtan arka bulan Şehzade:
       - Ben, Söylemez Sultan’a aşık oldum, demiş.
       - Söylemez Sultan, kimmiş? Onu nerede gördün?
       - Görmedim. İşittim!
       - Görmeden, insan birine aşık olur mu?
       - Ben oldum, baba! Eğer iznin olursa, bana da destur verirsen[2], onu aramaya çıkacağım.
       - Ya sarayım, tahtım?
       - Taht da, saray da, şayet onu bulamazsam, bana haram olsun!
       - Aşığın gözü kördür, derler. Bilirim. Var bakalım, sen de gönlünün umuduna yürü. Dileğinin zorlu ilmeğinde[3] örselen. Fakat küçücüksün, ufacıksın. Yol bilmez, iz de süremezsin. Yanına birkaç muhafız vereyim. Seni, öyle yolcu edeyim.
       Şehzade, muhafız, kılavuz istememiş. Ertesi gün, yola düzülmüş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Sel gibi de akmış, yel gibi de uçmuş. Günün birinde, bir köye yolu düşmüş. Köyün girişindeki ulu bir ağacın dibinde oturan ihtiyara rastlamış. Ona selâm vermiş, ondan selâm almış.
       İhtiyar;
       - Nereden geliyor, nereye gidiyorsun oğul? demiş.
       - Kafdağı’nın ötesinden bu yana, umudumun ufkuna geliyorum... Dertliyim, baba!
       - Derdini söylemeyen, dermanını bulamaz.
       - Söylemez Sultan’ı arıyorum.
       - Senden önce de onu, dal gibi, fidan gibi çok delikanlılar aradı. Fakat görüşemediler.
       - Siz, bana bir iyilik yapın. Onu biliyor, tanıyorsanız, bana yerini söyleyin.
       - Ne yapacaksın?
       - Onunla evleneceğim.
       - Başına felâket gelir!
       - Neden?
       - O sultan, hiç konuşmaz. Onu, diğerleri gibi sen de konuşturamazsan, seni öldürürler. Sana da yazık olur. Bir çok delikanlılar, onun uğruna yok yere ölüme gittiler.
       - Bir eksik, bir fazla! Bundan ne çıkar? Benim içim yanıyor baba. Bana yol göster. 
       İhtiyar ayaklanıp[4], köyün yakınındaki evine götürür Şehzade’yi. Sofra kurulur, yerler içerler.
       Şehzade’yi yolcu eden ihtiyar;
       - Daha üç şehir geçeceksin, dördüncü şehre varınca, parıl parıl yanan, çevresini aydınlatan bir saray göreceksin. O sarayda, aradığını bulacaksın. Bu, felâketin de olur, saadetin de olur. Sana canım ısındı, kanım kaynadı. Seni gözüm tuttu. Al, bu papağanı. Yolda sana yük olmaz. Sıkıştığın zaman sana yardım eder, demiş.
       Gün kaybolur, ay doğarmış.
       Günler de, günleri kovalarmış.
       Derken, Şehzade, dördüncü şehre gelmiş. Varıp padişahın huzuruna çıkmış.
       Padişah;
       - Delikanlı, dileğin nedir? demiş.
       - Kızınızla evlenmek istiyorum.
       - Demek onca yolu, bu uğurda göze aldın?
       - Evet!
       - Baştan söyleyeyim. Daha sonra, bin dereden su getirip de yok duymadıydım, yok işitmediydim demeyesin. Benim de, bazı şartlarım vardır. Kızım, hiç konuşmaz, gülmez. Onu güldürecek ve konuşturacaksın. Bunu başardığın gün, dünyalar incisi kızım senindir. Yok, eğer başaramazsan, seni de, konusunda ün salmış, nice kelleler kopararak nam almış cellatlarıma teslim eder, işini bitirtirim.
       Şehzade bu ya, ucuz lâfa pabuç mu bırakır?
       Korkusuz;
       - Her şeye razıyım, demiş.
       Yorgundur diye, onca yoldan geldi diye de, o gece, muhteşem sarayda ağırlanmış. Ölçüp tartmış. İnce fikre dalmış. Sabahı beklemiş. Derdini, papağana anlatmış.
       Papağan dile gelmiş, söylemiş:
       - Gün ola, harman ola!
       Ertesi gün, papağanı ile birlikte, kızın sarayına varmış. Bekletmemişler, onu da, hemen sultanın yanına götürmüşler. Sultan da, ay parçası, nur pınarı gibi karşısına çıkmış.
       Şehzade, papağanına;
       - Bana bir masal anlat, demiş.
       Papağan dile gelmiş, anlatmış:
       - Bir marangoz, bir kuyumcu, bir terzi ve bir hoca varmış. Vaktin birinde bunlar, beraberce yola çıkmışlar. Gece olunca, nöbetleşe nöbet tutmuşlar. Önce marangoz, nöbet tutma sırasını almış. Vakit geçirmek için, tahtadan bir bebek yapmış. Sonra terzi, nöbeti almış. Tahta bebeğe güzel bir elbise dikmiş. Daha sonra kuyumcu, bu bebeği ender bulunur mücevherle süslemiş. Sıra hocaya gelmiş. Hoca da, Allah’a duâ ederek, bebeğe can istemiş. Allah, hocanın duâsını kabul etmiş. Sabah olmuş, diğerleri de uyanmışlar. Hocanın yanında, dünyalar güzeli bir kız görmüşler. O kız, parlak aydan bile güzelmiş. Marangoz, bu kız benim demiş. Terzi, hayır benim demiş. Kuyumcu da durur mu? O da ayak diretmiş, siz kim oluyorsunuz? Bu kız, benimdir demiş.
       Bu noktada papağan, az susmuş, birazcık beklemiş. Şehzade’ye dönüp sormuş:
       - Bu kız, kimindir?
       Şehzade, atılmış:
       - Marangozundur!
       Papağan üste çıkmış, tekrar demiş:
       - Terzinindir!
       Yok onundur, yok bunundur derken, aralarında bir kavga başlamış. Gürültüler ayyuka çıkmış[5] . Odaya padişah ve adamları girmiş. Tartışmaya onlar da katılmışlar. Bu kavgadan sıkılan Söylemez Sultan, araya girmek için[6]  dile gelmiş, söylemiş;
       - Bu kız, hocanındır! demiş.
       Alkış, tufan! Sarayda sanki yer, yerinden oynamış. Her yana muştucu tellallar çıkarılmış. Düğünümüz var diye.
       Yalanım varsa, kör olayım. Ben de o düğüne çağrılıydım. İşte bakın, heybemde üç tane elma getirdim. Biri bu çağrıyı duyana, biri o düğüne gidene, biri de şu masalı size anlatana.
       Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
 
       Oyhan Hasan BILDIRKİ

       [1] Aynı yaşta olanlarından.
       [2] İzin verirsen.
       [3] Düğümünde.
       [4] Kalkıp yürümek.
       [5] Yeri göğü kaplamış.
       [6] Yatıştırmak için.







Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:

Şimdiye kadar 64848 ziyaretçi (131930 klik) kişi burdaydı!
Öteberi Sandığı  
   
Reklam  
   
Resimlerim  
 
 
Zamana İz Düşmek  
 
Myspace Stuff

Calendar Provided By : Edebiyat Defteri

 
Burdan Geriye Dön  
 
Ana sayfaya geri dön =>
Şiirlerimi okumak için tıklayın.
 
Radyo Dinle  
 

Çiçekli Dağlar

Pictures in a Scroll Box
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Bu tasarım Oyhan Hasan Bıldırki tarafından yeniden düzenlenmiştir.